Bu haberi yazdır
Üçte üç
Yazarlarımızdan Özgün Başpınar, kaybettiğimiz Fenerbahçe maçının ardından kaleme aldığı yazısında bazı oyuncularımıza yüklendi.  
Üçte üç
Tarihimizin en pahalı kadrosuyla tarihimizin en berbat sonuçlarını almaya devam ediyoruz. Fenerbahçe maçıyla Play off’ta 3’te 3’ü yakaladık, 6’da 6’ya doğru hızla ilerliyoruz.

Alex yok, Emre yok, Sow yok. Fenerbahçe’nin en iyi 3 adamı 18’de bile değil. Orta sahanın göbeğinde Cristian, Selçuk ve Topuz gibi vasat tekniğe sahip 3 isim oynuyor. Ve sen bu takıma karşı bile oyunu domine edemiyorsun, sürekli kendi sahanda kabulleniyorsun.

Sahaya sürülen onbir, olabilecek en iyi onbir. Sivok’un yokluğunda göbeğe Toraman’ın, Almeida’nın yokluğunda tek santrfora Edu’nun monte edilmesi doğru... Pektemek kesinlikle ama kesinlikle tek forvet oynayamıyor. Golcü olduğu kesin ama zayıflığından dolayı topla rakip arasında perde olamıyor ve ileride top tutamıyor. Sistem onunla maalesef işlemiyor. Bu yüzden geriye tek alternatif Edu kalıyor.

Maçın başlarında oyun dengeliydi. Edu’nun istemeden Volkan’ın dizini deldiği pozisyona kadar oyuna ortaktık. İyi pres yapıp, göbekten denemelerle Fenerbahçe kalesini yokluyorduk. Fakat Volkan’ın yerde kaldığı 8 dakikalık aradan sonra oyundan soğuduk ve bunun ardından kontrol tamamen Fenerbahçe’ye geçti. Attığımız gol tesadüftü ve 54. dakikaya kadar kaleyi tutan şutumuz yoktu.

Kaleyi tutan şut deyince hemen bir parantez açalım. İsmail ve Veli’nin bence artık sporun başka dallarına yönelmeleri lazım. Maşallah çok güzel koşuyorlar, kondisyonları falan süper, İsmail’in fuleleri de kuvvetli; şanslarını yüz metrede, maratonda, uzun atlamada falan deneyebilirler. Ama futbolda ısrar etmeleri zaman kaybı. Çünkü futbol denen oyun topla oynanıyor. Ve bu arkadaşlar topa vurmuyor, çarpıyorlar! Resmen çarpıyorlar! Ya bir insanın sezon boyunca vurduğu her şut mu auta gider? Bir tanesi mi kaleyi tutmaz? Bu ikili resmen başarıyorlar bunu… İddia ediyorum, bir deney yapsak; stadın etrafından rastgele insanlar çağırsak bunlara kaleye 10’ar şut attırsak, en kötü 2’si 3’ü gol olur. Hadi olmadı, kaleyi tutar. Tutmuyorsa da anla ki, boşaltım sistemin bozuk, kronik peklik çekiyorsun, vurmayıver birader! Pas ver, orta yap, bir şekilde o topu ayağından saçmalamadan çıkar. Zihninde de mi peklik var, nedir?

Bu iki vatandaşın en net pozisyonlarda hücumları harcamaları yetmedi, bir de yediğimiz golde sahneye çıktılar. Stoch frikiği atarken, (maalesef hangisi olduğunu tam seçemedim) barajdaki bu iki üstün zekalıdan biri eğildi ve top onun üstünden geçerek Rüştü’yü şaşırtıp ağlara gitti. Rüştü’nün o mesafeden o şiddetteki topu içeri alması da ayrı bir beceriydi ama dediğim gibi başrol bu arkadaşlardan birindeydi.

Sonrasında Fenerbahçe’yle son oynadığımız maçta yediğimiz golün aynısını yemeyi de başardık. Kornerde ön direğe koşan Gökhan Gönül ve bu 1.74’lük adamı seyretmeye doyamayan 1.80’in üstünde tam 7 adam! Tayfur Havutçu, idmanlarda atacağımız kornerleri yan topları çalıştırmış ama savunacaklarımızı atlamış herhalde. İnsan bir zahmet son maçı izler, yapılan hatayı gösterir, tekrarlanmamasını sağlar.

Sahadakiler Gökhan Gönül’ü izlerken Tayfur Havutçu da Kocaman’ı seyretmeyi tercih etti. Kocaman ardarda 3 forvet sahaya sürerken geride bıraktığı boşluğu Google Maps’ten bile görmek mümkündü. Havutçu, bu alanı değerlendirebilecek tek fuleli adam Holosko’yu kadroya almayınca rakip kaleye de gidemedik.

Takımın bir sistemi, bir taktiği her zamanki gibi yoktu. Zaten olsa ne olacak? Sistemi işletmek için pas yapmak, nihayetinde de gol atmak lazım. Bizim takım ikisini de bilmiyor. Ayağına topu alan vuruyor. Quaresma vuruyor, Veli vuruyor, İsmail vuruyor. Kaleyi bile tutturamadıkları gibi, bir kere de pas vereyim, arkadaşım atınca da gol bir tane yazılıyor demiyor. 

Çok güvendiğimiz Fernandes, maçın başında Edu’ya attığı ara pasından sonra yokları oynadı. Mehmet Topuz’a vurduğu kasti dirsek de aslında kırmızı kartlıktı, neyse ki hakem görmedi. Bunu göremeyince bunalıma giren Halis Özkahya, Fernandes’e veremediği kırmızının acısını, takımın İsmail ve Simao dışında kalan tüm oyuncularına kart göstererek çıkardı. MHK’nın en az yarısı gibi Cem Papila İleri Kıyıcılık Teknikleri Okulu’ndan başarıyla mezun olduğunu da herkese gösterdi.

Şimdi benim Beşiktaş yönetimine ve Fikret Orman’a dilimde tüy ormanı bitmeden önce söyleyeceğim şu: Transfer döneminde bütün işe yaramazları Beşiktaş İskelesi’nden tek tek göndersinler. Çok iyi bir kaleci (ideali Sinan Bolat’tır), gerçek birer sağ ve solbek (kimseyi bulamazlarsa seferberlik emriyle Recep Çetin’le Kadir Akbulut’u göreve çağıralım, onlara bile razıyım), bir 10 numara (mümkünse Reina’da değil tesislerde ikamet edecek) ve gol atabilen, evet gol atabilen bir forvet (Bobo’yu bile geri getirseler işimizi görür) alsınlar. Yoksa biz yine her maça gitsek de, bu takım bir arpa boyu yol gitmeyecek.
Bir gün, evet bir gün güzel şeyler yazabileceğim Beşiktaşım için. Buna inanarak noktalıyorum yazımı…

Dip not: Bütün maç ayağına gelen her topu ezdikten sonra takım 2-1 yenik durumdayken oyundan, hiç takmadan ağır ağır yürüyerek çıkan Quaresma’ya bu vurdumduymazlığının bedelini Tayfur Havutçu ve Fikret Orman mutlaka ödetmeli...

https://twitter.com/#!/OzgunKartal
Karakartal mobil uygulamasıyla spor haberlerine herkesten önce ulaşmak için tıklayın
Bizi Takip Edin
Karakartal Twitter Karakartal Facebook Page Karakartal RSS Karakartal İphone Karakartal Mobil
En çok okunan haberler
AVRUPA'DAN FUTBOL
En çok yorumlanan haberler