Bu haberi yazdır
İşte 'Müthiş solak'ın hikayesi...
 
İşte 'Müthiş solak'ın hikayesi...
Ali Rıza Sergen Yalçın... Herkesin ‘Müthiş solak’ dediği, son Türk futbolunda en çok konuşulan, en çok tartışılan, en çok gündeme gelen ismi.. Asi çocuk.. Kalbi pırıl pırıl, gerçek bir çocuk..

Futboldan kazandığı ancak elinde tutamayıp, harcadığı paranın miktarını söylesem dudaklarınız uçuklar.. Tam 11 milyon dolar... Türk Lirası olarak bugünün parası ile 15 trilyon... Ancak bunun hepsini kendisi harcamış değil.. Sürekli arkadaşları tarafından kandırılan, sömürülen, kan emicilerin elinde oyuncak olan, dünya iyisi bir insan..

Sergen, 5 Ekim 1972’de İstanbul’un Kilyos beldesinde Günsel-Özer Yalçın çiftinin ilk çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı. Arkasından iki kardeşi daha, önce Gürsoy sonra Volkan doğdu..

Futbolla tanışması Kilyos’un altın gibi kumsallarında okula gitmeden önce oldu. İlkokul yıllarında babası ve çocukların yaptığı maçları neşeli gözlerle izleyenlerin dikkatini çekti Sergen.. Futbola çok yatkın, yetenekli, topla cambaz gibi oynayan bu gencin kumsallarda kaybolmaması gerekiyordu. Ama Turban Oteli’nde çalışan baba Özer Yalçın, oğlunun bir takımda oynamasını sağlaması zordu. En önemlisi Kilyos’tan İstanbul’a her gün idmana götürüp getirmek neredeyse imkansızdı.. Bir süre daha geçti ama Maradona gibi doğuştan futbolcu olan Sergen’deki yeteneğe yazık oluyordu. Artık Kilyos’tan çıkıp sıçrama yapmasının zamanı gelmişti. Babası kararını verdi.. Oğlunu alıp, Fenerbahçe’nin seçmelerine götürdü.. Sergen biraz ürkek, biraz çekingen gider seçmelere. Ve sırasını beklerken, zaten zar-zor alınan ayakkabıları çalınır. Büyük üzüntü ve gözyaşı ile tekrar köyüne döner. Fenerbahçeli olma hayalleri suya düşer..

Baba Özer Bey, vazgeçmez ısrarından. Bu kez Sergen’i yanına alıp, Şeref Stadı’nın yolunu tutar, oğlunu Beşiktaş seçmelerine götürür.. Sergen, yaşıtlarının yanında ‘Mikroçocuk’ gibidir, o günkü görünüşü ve fiziğiyle onun futbolcu olacağına kimse ihtimal vermez. Seçmeleri Serpil Hamdi Tüzün idare etmektedir. Bir elini sürekli giydiği bol kot pantolonunun cebine sokar, Sergen’e bakar ve yanındakilere şunu söyler: ‘Bu ufacık çocukları niye getirirler ki seçmelere. Neyse, hiç olmazsa hayalleri kırılmasın’ der. ‘Çık sahaya da görelim seni’ diyerek Sergen’e şans verir... O yavrucak çıkar, o yaşıyla - demiştik ya doğuştan futbolcu - şova başlar. Daha 5’inci dakikada Sergen’in babasını yanına çağırır der ki: ‘Oğlun seçmeleri kazandı.’

Tabi bu söz, herkesi mutluluktan havalara uçurur. Fakat gel de işin içinden çık. Sergen, Kilyos’tan ta Beşiktaş’a, antrenmanlara nasıl gidip gelecektir:

İlk yıllar Özer Bey fedakarlık yapar, çalıştığı otelin yöneticilerinden rica minnet izin koparır, oğlunu kendisi götürüp getirir. Sergen ortaokula gittiği yıllarda artık kendi başına, minibüsle idmanlara gidip gelmeye başlar. Bu yıllarda başından ilginç olaylar geçer. En hayret verici olanı ise malzemelerini farelere kaptırması olur.

Malzemeci Halil, cılız çocuk Sergen’in eşyasını her gün sırtlayıp evine taşımasına dayanamaz, malzemelerini alıkoyarak yıkayıp ona kolaylık sağlar.

Bir sabah Sergen, Şeref Stadı’nın çamurlu zemininde yine bir idmana geldiğinde şort ve çoraplarının yerinde olmadığını görür. Şaşkınlık içinde ‘Halil ağabey malzemelerim yok’ der.. Ararlar, tararlar, sonunda parçalanmış, kemirilmiş bir şekilde bulurlar.. Fareler şort ve çorapları götürmüş, bir kısmını yemiştir.. Ve kullanılmaz hale gelmiştir..

İdmanlara gidiş geliş, Sarıyer’de okuyan Sergen’in derslerini de olumsuz etkiler. Liseye başladığında Serpil Hamdi Tüzün devreye girer ve Sergen’i Şişli Lisesi’ne aldırır. Okuldan çıkıp Fulya’da idmana gitmesi artık daha kolaydır. Bir de kulüpten fiş verilir Sergen’e ve artık öğle yemeklerini Beşiktaş’ta kulüple anlaşmalı lokantalarda yemeye başlar..

Artık Sergen’i tutana aşk olsun. Başlar PAF takımında döktürmeye. Hatta bir grup Beşiktaşlı futbolsever sırf Sergen’i izlemek için PAF maçlarına gider. Müthiş bir yetenek artık Türk futbolunda yolculuğa çıkmıştır. Bu dönemde Kazım Kanat kendisine ‘Küçük Can Bartu’ ismini takmıştı. O cılız çocuk büyümüş, cambaz olmuş, sahada topla ismini yazar hale gelmiştir. Bir gün onu antrenmanda izleyen rahmetli Yusuf Tunaoğlu Sergen’e şunu söyler: ‘Ben hayatım boyunca yeteneklerimi sahada çok iyi sergiledim. Bir gün benden daha yetenekli birinin gelmesini bekledim. O sensin..’

O dönemde Beşiktaş’ın teknik direktörü Gordon Milne’dir. Zaman zaman tercüman Ali Emeç ile birlikte PAF takımının maçlarını izler. Tabii Serpil Hoca’dan sürekli çok büyük bir yıldızın Türk futboluna yetiştiğinin haberini alıyordu. Bir gün gizlice gidip izledi ve artık onun A Takımı’na alınmasının zamanının geldiğine karar verdi.

Sergen profesyonel imza attığında eline geçen ilk ücret ile Gayrettepe’de bir ev aldı ve ailesini buraya yerleştirdi. Araba almaya parası kalmamıştı. Başkan Süleyman Seba bir gün bıyıklarıyla oynarken, bu yeteneğin arabasız olduğu kulağına gelir. Ve ona kırmızı bir Opel Vectra alır.

Artık Sergen büyük bir futbolcu, genç bir delikanlı olmuştur. Çünkü rüştünü ispat etmiş, evi olmuş, arabası olmuş ve Beşiktaş’ta oynamaya başlamıştı. Bir gün Ümit Milli Takımı’na davet edildi. Döndüğü zaman yürüyüşü bile değişmişti. Gençlik işte.. Gordon hemen kendisini kadro dışı bıraktı. Nedeni belli.. Havalanmıştı..

Sergen için ‘Saf çocuk’ dedik ya, işte size bunun en güzel örneği:

Gordon Milne döneminde Kıbrıs’ta yapılan bir kamp sırasında Feyyaz Uçar televizyonları kurcalıyor ve bozuyor. Bundan habersiz Sergen, Feyyaz’a gidip ‘Abi, bu televizyonlar çalışmıyor’ diyor. Feyyaz da ‘Sen odana çık. Orada iki tane çanak anten var, senin televizyonun çeker’ der.. Sergen, saf saf odasının yolunu tutar, tabii çanak anten yok, televizyon yine çekmez.. Arkadaşlarına durumu anlatınca ‘Feyyaz abi senin kepçe kulaklarına anten demiş’ diyerek espriyi açıklarlar.

Bir de at yarışı merakı var Sergen’in, vazgeçemediği. Kimi zaman futbolun önüne geçiyordu o dönemde bu tutkusu.. Ve tartışmalara yolaçıyordu. Bazı yöneticiler rahatsızlık duyuyordu. 1996’da Beşiktaş’ın Samsun’a yenildiği bir maç sonrası dönüşte Yönetici Uğur Ekşioğlu ‘Bu futbolcular, bu formayı haketmiyor’ dedi. Dedik ya Sergen, içi dışı bir insan: ‘O zaman Uğur Ekşioğlu formayı kendisi giysin’ karşılığını yapıştırdı. Bu konuşma gündeme bomba gibi düştü. Herkes beklemeye başladı, Sergen mi gidecek, Uğur Ekşioğlu mu? Bu konuda kararı Seba verecekti. Başkan çok yakın dostu Metin Keçeli’ye şunları fısıldadı: ‘Ne yapacağımı bilemiyorum. İki arada bir derede kaldım. Sergen’in ne büyük Beşiktaşlı ve ne büyük futbolcu olduğunu biliyorum. Ama Uğur’u da bu konuda pasivize edersem bir daha bu işlerin önüne geçemem. İçim kan ağlıyor ama gerekeni yapmalıyım Metin’ der.. Gereken de Sergen’in gönderilmesidir. Önce kadro dışı bırakılır, sonra savaş kaybeden mağrur bir komutan gibi Beşiktaş’tan ayrılır. Artık çok sevdiği, doğup büyüdüğü ‘Yuvam’ dediği Beşiktaş’tan koparılmış ve Türk futbolunda başka geleceklere doğru yelken açmıştır.

İlk vardığı liman İstanbulspor oldu. O yıllarda İstanbulspor’un patronu Cem Uzan’dır. Hedefi büyük bir takım kurulmuştur ve bu takımdaki başaktör Sergen Yalçın’dır. Avrupa Kupaları’nda başarıya doğru gitmesi gereken ve çok para harcanan bu takım istenilen sonuçlar elde edilmeyince lağvedilir. Artık ne acıdır ki Sergen kulüp bulamayan bir futbolcu durumuna düşmüştür. Ama şans melekleri herşeye rağmen omuzları üzerinde uçmaktadır. O sırada Jet Fadıl, Jet gibi Sergen’in imdadına yetişti. Siirt’i alan ve Tanju Çolak’a her türlü sorumluluğu veren Fadıl, ‘Sergen’i alalım’ talmimatı verir. Tanju da Sergen’i Siirt’e götürür. Kente gidişte tam 1000 araba konvoy halinde Sergen’i karşılarlar. Kurbanlar kesilir, şölenler yapılır. Sergen başbakan gibi Siirt’e girer. İstanbul’da parlayan Türk futbolunun yıldızı artık Şark Hizmeti’ne devam etmektedir. Sergen her yere uyum sağlayan karakteriyle Siirt’in de en sevilen kişiliği olarak ortaya çıkar. Daha sonra Aziz Başkan devreye girer ve ayakkabılarını çaldırmış olduğu bir dönemki kulübe geri döner. Sergen artık Fenerbahçe’dedir. Aziz Yıldırım’a minnettardır. Kendisi için yeni bir sayfa açılmıştır Fenerbahçe’de. Siirt’ten İstanbul’a dönmüş, ‘Yok oldu’ denilen Sergen, Fener’le birlikte yeniden doğmuştur. Ama aradığı ve istediği ortamı bir türlü bulamıyordu, arkadaşlarıyla anlaşamıyordu. Sıkıntılıydı, özgürlük istiyordu. Kontrol altında kalmak ve baskı, hiç sevmediği şeylerdi. Bunlara maruz kaldığı için koptu. Fener de Sergen’den ve kaprislerinden sıkılmıştı. Onlar da ayrılığa hoşgörü ile bakmışlardı.

Bu kez Türk futbolunun İmparatoru Fatih Terim, çok büyük bir yetenek olduğunu bildiği Sergen’i takımında görmek istediğini açıkladı. Ama dışardaki hayatı yüzünden Galatasaray camiası transfere sıcak değildi. Terim kefil oldu ve aldı. Bu kez Türk futbolunun gündemine ‘Hagi mi, Sergen mi?’ yakıştırması ve yarışması girdi. Hagi Galatasaray’da yoluna devam etti, Sergen burada da başarısız ve mutsuz oldu. Terim, şu cümleyle onu istemediğini açıkladı: ‘Ben Sergen için elimden gelen herşeyi yaptım.’

Mehmet Ali Yılmaz, Türk futbonun unutulmaz isimlerindendir. O dönem Trabzonspor’un başkanıdır. Sergen’in durumunu öğrenir ve elinden düşürmediği küçük tespihine bakarak yanındakilere şu talimatı verir: ‘Sergen’i bir uçağa bindirin ve Trabzon’a getirin..’ Sergen bir süre de Bordo-Mavili formayı giydi. Ama aklı hep İstanbul’daydı. Her maçtan sonra, hatta bazen hafta arası İstanbul’a gidip gelirdi. Trabzon’da da dayanamadı. Bu tavırları Bordo-Mavililer’i de bıktırdı ve oradan ayrılmasına bir zorluk çıkarılmadı.

Diyoruz ya bu Sergen bir yetenek. Bu kez Galatasaray’ın yeni hocası Mircea Lucescu’nun dikkatini çekti. Rumen hoca onu Cim-Bom’a döndürdü. Sergen, burada Luci ile ligde ve Avrupa’da önemli başarılara imza attı. Lucescu Beşiktaş’a gelince o da beraberinde geldi. Geriye döndüğü zaman şunları söyledi:

‘Ben futbolda en çok Beşiktaş’ta mutlu oldum. Şimdi tekrar Beşiktaş’a döndüm.. Geçen yıllarıma yazık oldu..’

Bu dönüşte ‘Babam’ dediği Sinan Engin’in katkısı çok büyük oldu. ‘Sergen’in kefili benim’ dedi ve ona en büyük babalığı yaptı. Hüsnü Güreli onun mali sorumluluğunu üstüne aldı. Sergen bir anda Beşiktaş’ı tekrar sırtlayıp götüren isim oldu. 18 yaşında Beşiktaş’ta başarılara imza atan Sergen 32 yaşında da aynılarını yapıyordu. Tek değişen ise; Sergen artık asi değil, olgun bir futbolcudur.

Bu olgunluğu onu evliliğe götürecek gibi. Ailesi, yıllardır birlikte olduğu Aslı ile oğullarının düğünlerini görmek istiyor. Ve Sergen de artık bu konuda yelkenleri suya indirmiş gözüküyor.

Kaynak: Adnan Aybaba / Star

Karakartal mobil uygulamasıyla spor haberlerine herkesten önce ulaşmak için tıklayın
Yorum Yaz

Yorumları okumak veya yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bizi Takip Edin
Karakartal Twitter Karakartal Facebook Page Karakartal RSS Karakartal İphone Karakartal Mobil
En çok okunan haberler

TÜMÜ