Beşiktaş’a gelmeden önce muhakkak Türkiye hakkında bir fikriniz, bakışınız vardı. Önceki bakışınız ile yaşamaya başladıktan sonra algıladığınız Türkiye arasında nasıl bir fark var?
Gelmeden önce Türkiye’nin nasıl bir ülke olduğu hakkında net bir fikrim yoktu. Türkiye’ye daha önce, bir kere, dört sene kadar önce, Real Madrid ile gelmiştim, ilk yarıda 2-0 önde olduğumuz halde ikinci yarıda 3 gol yiyip kaybettiğimiz Galatasaray maçı için... Otel ve stattaki ambiyans dışında bir izlenimim olmamıştı. Yaşamak üzere gelince, İstanbul’un tamamen Avrupalı bir şehir olduğunu ve aramızda bir fark olmadığını gördüm. Gelmeden önce Türkiye’yi daha çok bir Ortadoğu ülkesi olarak görüyordum. Ama bu gerçekçi bir düşünce değildi, coğrafyadan kaynaklanıyordu. Şimdi tamamen bir Avrupa ülkesi olarak görüyorum. Anladığım kadarıyla Türk halkı da sosyal açıdan daha çok Avrupa’ya yakın yaşamak istiyor.
Türkler ve
İspanyollar arasında herhangi bir yakınlık görüyor musunuz?
Türkler, diğer ülkelerin vatandaşlarıyla karşılaştırıldığında çok daha
misafirperverler. Kişisel açıdan çok büyük farklılıklar görmüyorum. Ne giyim tarzımızda, ne de yaşam tarzında büyük farklar yok.
İspanya’daki Akdenizlilik ruhu bu ülkede de karşınıza çıktı mı?
Kesinlikle var. İklim insan yapısına çok etki ediyor.
İspanya’da bile kuzeyde Bask bölgesinde doğan biriyle güneyde Endülüs’te ya da ortadaki yayla bölgesinde doğan birinin karakteri çok farklıdır. Din
olarak düşünürsek, Türkiye’de halkın yüzde 90’dan fazlası Müslüman. İspanya’daki Müslüman sayısı yüzde 4’ü geçmiyor. Şu anki İspanyol hükümeti
İspanya’da dinden kaynaklanan farkılıkları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Okullardan başladılar buna. İspanya, şu an çok göç alan bir ülke. Göç, büyük
bir sorun. Türkiye’de de 1950’li, 60’lı, 70’li yıllarda birçok kişi başka ülkelere göç ettiler. Bunun benzerini biz de yaşadık, 1950’li yıllarda
İspanyollar başka ülkelere gittiler. Şimdi tersi oluyor, başka ülkelerin insanları bize geliyorlar. Bizim de bunu kabul etmemiz lazım.
İspanya’nın göç veren bir ülkeyken göç alan bir ülke haline gelmesinde AB’ye tam üye olarak katılmasının önemli bir rolünün olması gerekir.
AB’ye tam üyelik İspanya’ya ne getirdi?
Göç yıllarında İspanyolların başka bir seçenekleri yoktu. Ya Amerika bölgesine ya da Avrupa’da
Almanya’ya gideceklerdi. Bu durum değişti. Tam üyeliğin ekonomik açıdan çok yararlı olduğunu gördük. Buna ek olarak İspanyolların AB tam üyeliğinden
sonra artık daha açık ve vizyonu çok değişik insanlar haline geldiklerine inanıyorum. Eski dönemlerle kıyaslarsanız, bugün İspanya halkı entelektüel
ve fikir düzeyi açısından çok ileriye gitmiş durumda. Kendi dünyası içinde yaşayan, dışarıya fazla açılmamış bir insanın fikir tarzıyla dışa açık bir
insanın fikir tarzı aynı olamaz.
Ayrıca İspanya’ya dışarıdan, Afrika’dan ve diğer ülkelerden gelen insanların getirdiği şeyleri de pozitif olarak alıyoruz. Herhangi bir İspanyol köyüne gittiğinizde Perulular, Şilililer, Filipinliler ve Afrikalılar görebiliyorsunuz. Onlarla birlikte yaşamanız gerekiyor ve onlardan birçok şey alıyorsunuz.
Toplumların içiçe geçmelerinin artılarından söz ediyorsunuz. Futbolda nasıl
yaşanıyor bu olgu?
Türkiye’ye İspanya’dan gelen oyuncuların buraya çok rahat adapte olduklarını gördüm. Biz İspanya’da yurtdışından
futbolcu getirme imkanına 1973-74 sezonunda kavuştuk. Arjantin’in Oscarmas adlı bir oyuncusu geldi ve İspanya’da çok kabul gören bir futbolcu oldu.
Yabancı antrenörler, çok büyük izler bıraktılar o dönemde. Almanya’daki Dünya Kupası’ndan sonra 74 yılında iki Yugoslav antrenör geldi ve onların
gelişiyle birlikte, onların öncesi ve sonrası gibi iki dönem ortaya çıktı. Ben artık sınırların kalkmakta olduğu bir zamanda yaşadığımıza inanıyorum.
30 yıl öncesinden bahsediyorum. Her geçen gün sınırların azaldığına ve milliyetçi düşüncelerin eski gücünü kaybettiğine inanıyorum.
Sınırların anlamını yitirmeye başladığından söz ediyorsunuz. Bu görüşünüzü açar mısınız?
Umarım her geçen gün daha az sınır
kalır. Yine futbola getirirsek, değişik stillerdeki oyuncuların başka ülkelerden toplanması ile birlikte futbol çok büyük yarar gördü. Farklı
ülkelerden oyuncuların bir araya gelmesi bir sinerji yaratıyor. Çok ilerlemiş bir ülkeden örnek vereyim size. İngiltere geleneklerine, geçmişine çok
bağlı olan, kendini kapalı tutan bir ülke, ama bugün İngiliz liginde İspanyollar, Fransızlar, Afrikalılar oynuyor.
Sınırların
kalkmasını savunan biri olarak Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine nasıl bakıyorunuz?
Bu konuyu değerlendirmek için yeterli temelim yok. Çok
yüzeysel olarak değerlendirirsem şunu söyleyebilirim, Türkiye’nin tam üyeliği konusunda hiç şüphem yok. Türkiye’nin tam üyeliği, İspanya’da bugün en
güncel konu. İnsanlar sürekli bundan bahsediyor, İspanyol basını da sürekli bu konuyu yazıyor. Ben de burada olduğum için Türkiye’nin AB üyeliği ile
ilgili ne söyleniyorsa dinliyorum. Küçük ülkelerin tam üyeliği konusunda hiçbir sorun çıkarmadılar, bu ülkeler çok kolay girebildiler. Türkiye neden
olmasın?
İspanyol kamuoyunun Türkiye’nin tam üyeliğine bakışı nedir?
Ben İspanya’da kimsenin AB’nin kapalı bir şekilde
tutulup yeni üyelerin girmesini istemeyeceğini sanmıyorum. Türkiye’nin bildiğim kadarıyla İspanya ile iyi ilişkileri var zaten.
Sizce
Türkiye günün birinde AB’ye tam üye olursa bu ne getirecek Avrupa’ya?
Bence AB çok daha geniş ve açık bir topluluk olacak, her açıdan daha
zengin bir topluluk olacak. Türkiye, serbest ve özgür bir ülke, tarihi açıdan da birçok ortak şey olduğuna inanıyorum. Futbol açısından bakarsanız,
zaten UEFA’da oynayan bir ülke Türkiye. Gördüğünüz gibi, en fazla bildiğim konu futbol olduğu için her zaman dönüp dolaşıp oraya geliyorum.
Peki futbola gelirsek, Türkiye futbolda Avrupa kriterlerini yakalamış durumda mı?
Tahmin ediyorum evet. Geçen sene yapılan
dünya kupasında da bunu gördük. Her ülkenin futbolda ne seviyeye geldiğini dünya kupası maçlarında görüyorsunuz. Ayrıca, Avrupa’da iyi isim sahibi
olan bir sürü futbolcu var.
Yaklaşık 5 aydır Beşiktaş camiasının içindesiniz. Beşiktaş’ın kulüp kültürünü, değerlerini, felsefesini
nasıl görüyorsunuz?
Birbirine bağlı, büyük bir aile gibi olan bir kulüpten söz ediyoruz. Uydurduğum için söylemiyorum bunu, kendimi
Beşiktaş dünyasının çok içinde hissettiğim için söylüyorum. Beşiktaş için başka bir ülkeden gelen bir profesyonel olabilirim, ama her geçen gün
Beşiktaş’ın daha da içinde olduğumu hissediyorum. Beşiktaş TV’nin bütün programlarına çıkıyor olmam, belki de kulüp üyelerinin ne kadar bana ilgi
duyduğunu ve benim de ne kadar onlarla birlikte olmak istediğimi gösteriyor. Kesinlikle kulüp düşüncesinin dışında olmayan biriyim. Geçtiğimiz
haftalardaki zorlu dönemler, hepimizin düşünceli, endişeli olduğu dönemler, kulübün büyüklüğünü de bana gösterdi. Bu dönemdeki dayanışma ve
yardımlaşma duygusunun kuvveti bana Beşiktaş hakkında çok şey öğretti. Kulüplerin büyüklüğü işte böyle zamanlarda ortaya çıkar.
Beşiktaşlı olmak nasıl bir ruh hali, nasıl bir duygu?
İlk söylemem gereken şey bağlılık. Kötü zamanlar geçirdik, taraftarla ve
kulüp üyeleri hep etrafımızdaydı, bizi hiç bırakmadılar, çok özel bir tarz ortaya koydular. Hepimiz içimizde endişe duymamıza rağmen hep birlikteydik,
büyük bir dayanışma içindeydik.
Beşiktaş lige kötü başladı. Hiç ‘Bu iş galiba olmayacak’ diye düşündünüz mü?
Ben çok çabuk
kararlar alan bir insan değilim, daha uzun süreli düşünen biriyim. Hiçbirimiz, hiçbir zaman bırakmayı düşünmedik.
Türk futbolcuların
ramazan ayında oruç tutmaları konusundaki tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?
Ramazan ayında bizim kulübümüz belki başka kulüplerden çok daha
fazla saygılı davrandı futbolcularına. İsteyen futbolcuların hepsi orucunu tutabildi. Türk futbolcuların yüzde 90’ı ya da galiba hepsi oruç tuttu.
Oruç nedeniyle antrenman saatlerinde oynama oldu mu?
Antrenmanları akşama aldık, gündüz antrenmanı pek yapmadık, iki ya da
üç kez yaptık. Dikkat ediyorsanız bu dönem içinde çok iyi sonuçlar aldık, ama kötü sonuç alsaydık da ramazana bağlamazdık. Süre olarak daha uzun süre
antrenman yapmanız daha iyi antrenman yaptığınız anlamına gelmez.
Geçen süre içinde takımı da daha yakından tanıma imkanınız oldu.
Eğer başlangıçta bugünkü bilgi düzeyi ve tecrübesiyle yola çıkıyor olsaydınız, neyi farklı yapardınız?
Bu öyle çok basit şekilde cevap
verilebilecek bir soru değil. Bazı şeyleri farklı yapabilirdim, ama isim veremem. Aslında bütün işlerde geriye doğru baktığınızda hep düzeltecek
şeyler bulursunuz. Ama hayatta her zaman geçmişte yaptığınız hataların size bir ders olması gerekir. Kötü olan, ondan ders almayıp tekrar aynı
hataları yapmaktır.
Ligde 14 hafta geride kaldı. Ligin birincisiyle Beşiktaş arasındaki fark da bir hayli fazla. Genel kanaat, bu yıl
için şampiyonluğun kaçtığı yolunda. Aradaki farkı telafi edilebilir gibi görüyor musunuz?
Her zaman fırsat vardır, ama zor... Özellikle
ligde, Avrupa’daki maçlarda fırsatımız var. Bu kışı bekleyelim. Umarım Avrupa’da gruptan çıkıp bir üst gruba girebiliriz ve ligde de daha iyi yerlere
gelebiliriz. Şu anda bizim amacımız önümüzdeki 9 maçı, Avrupa maçları da dahil iyi geçirip önümüzdeki 5 ay için isteğimizi korumak. Taraftarın iyi
temsil edildiklerine inanmaları çok önemli.
Türkiye’deki tribünlerle İspanya’daki trübenlerle kıyaslarsanız ne söyleyebilirsiniz?
Madrid’in taraftarı çok talepkárdır, büyük başarılara alışmış bir taraftardır. Sadece kazanmak onlara yetmiyor. Kazanmanın yanı sıra,
sahada estetik bir futbol ortaya koymanız gerekir, güzel oynamanız gerekir. Bizim amacımız Beşiktaş’ta da bu olmalı.
Sizce Beşiktaş
taraftarı nasıl?
Takıma çok bağlı bir taraftar. Sonuçlara bakmadan stadı doldurabilen, fedakár, vefalı bir taraftar. O güç günlerde de bu
fedakárlığı gösterdiler. Kaynak: HürriyetKarakartal mobil uygulamasıyla spor haberlerine herkesten önce ulaşmak için tıklayın

Glasner: "Harika bir dönem sona erdi!"

Enzo'nun Real Madrid hayaline 140 milyon Euro'luk engel!

Luka Modric, Real Madrid'e geri dönüyor!

Arsenal, Gabriel Jesus'un fiyatını belirledi

Florentino Perez'den rakip adaya şok suçlama!

Demba Ba'ya Ligue 1'den talip var!

Barcelona, 70 milyon ve bonuslara bitirdi!

Michael Carrick'in ilk transferi: Ederson

Mason Greenwood için çılgın talep!

Barcelona'da efsane isim Alexia Putellas ayrıldı!

















