"Tek adam olmak doğru değil. Yukarı doğru giden bir trendimiz var. Eğer ben kulübü daha yukarı çıkaramayacaksam, gitmeliyim... Hayatımdaki herşey Beşiktaş değil; kızım, ailem, iş hayatım, ortaklarım, özel hayatım var. Başkanlık mevkii, çok yalnız bir yer. Kalabalık olduğunu düşünürsünüz, ama aslında yalnızsınızdır. En yakınlarınız bile dönem dönem kıskanırlar sizi. Siz her zaman Beşiktaş’a hizmet etmek amacını güttüğünüz için, arkadaşlarınızın kalbini kırarsınız. Burada kalmak için insanların canlarını yakarsınız. Bazıları da samimi değildir. Bu işi iyi bir noktada bırakmak gerekir."
"Burası bana ait bir kulüp değil. Beşiktaş’ın başkanı içinden çıkar. Ben çok yöneticilik yaptım, her kademede çalıştım. Benden sonra başkan olacak kişinin de bu aşamalardan geçmesi gerekir. Arkamdan konuşulacak bir şekilde kulübü bırakmak istemiyorum. Enkaz bırakmak niyetinde değilim. Bıraktığım noktada takdir edilmek istiyorum. En önemli olan bu... Bana yakın olsun olmasın benden sonra geleceklerin beni sevmelerini hedefliyorum."
"Şu anda ayaklarımızın üzerine basıyoruz. Bugün bırakırsak, yeni yönetim sorun yaşamaz. Bizim de borçlarımız var, ama borç kötü bir şey değil. Fakat dengeyi sağlamalı, mantıklı bir orantısı, ödenebilecek gelire göre olmalı... Sıfır borcu olan şirket yoktur. Sıfır borç da yaratırdık, ama o zaman futbol takımı olmazdı. Yeni bir takım yarattık. 25 süper oyuncu aldık. Şampiyon olduk. Bunu öyle düşünmeli. Tabii Nevzat Demir’i unutmamak lazım."
"Kongre tarihi yaklaşıyor. Ön çalışmalar yapıyoruz. Seçimlerde hiç konuşmayacağız. 4 yıl içinde ne yaptıysak onu açıklayacağız. Yönetimimizde olmayan bir çok grup bize destek verdi. Yönetim iki üç ay sonra çatlayabilir, ama olsun. Önemli olan tabloyu çözmeyi bilmek. Uzlaşmacı bir yönetim sağlamaktır."
"Biz buraya paralı yönetimle değil, akılcı yönetimle geldik. Paralı yönetim tehlikelidir. Yönetici kendi parasıyla transfer yapar, sonrasında onu kulübe borç yazar. Takımın parası yoksa, transfer yapmazsınız. Sonra gelen yöneticiler işi bilmezler. İnsanlar para vererek yönetici olmamalı. Yönetici aklını ve kalbini bu işe vermeli... Bizim yönetim bu nedenle çok başarılı. Bu yüzden çatısı fazla bozulmayacak. Belki kendi isteğiyle bir iki arkadaşımız ayrılmak isteyebilir."
"Benim için en değerli şey kızımdır. Ona hak ettiği zamanı veremiyorum, onun zamanından çalıyorum. Şu anda kendime haksızlık yapıyorum. Yaşım genç ve bir işim var. Bu işi en üst noktada bırakmak istiyorum. Bulunduğumuz koltuğu, ilgi ve sevgiyi bırakmak zor. Tıpkı politika gibi! Koltuğu bırakan, tekrar sahip olmak istiyor. Benim buradaki avantajım, hayatımı dolduracak, mutlu edecek farklı şeyler var. Beni Beşiktaş’tan kimse koparamaz. Bu yüzden ayrılmak benim için büyük sıkıntı değil."
"1992’den bu yana yönetimdeyim. Hiçbir yönetim tam kadro görev süresini bitirmedi. Kulüp yöneticileri, egoları çok yüksek olan insanlardır. Hem hizmet etmek hem de egosunu tatmin etmek için bu işi yaparlar. Biz de normal insanlar değiliz, egolarımız yüksek. Hatta bazen egonuz kulübün önüne geçiyor. Bu olduğu zaman da ipler kopuyor. Yapılacak bir şey yok. Dengeli olmaya çalışıyoruz. Arkadaşlara söylemiştim: Bu yönetim kurulu da 19 kişi olarak kalmayacak."
"Muhalefet iyidir, kaliteyi arttırır, ama yapıcı olursa... Şahsıma hakaret etmedikleri sürece her türlü eleştiriye açığım. Hedefim 2000’de aday olduğum dönemki programı eksiksiz gerçekleştirmek. Az bir işim kaldı. Bunları gerçekleştirdiğim zaman işim bitecek. Yıprandım, ama güçleniyorum günden güne... Demokrasinin olduğu yerde muhalefet vardır, olmalıdır da. 18 bin kongre üyesinin olduğu yerde gruplaşmayı kimse engelleyemez. Zaten bunu engellemek demokrasiye aykırı. Herkes, Beşiktaş’ın menfaatine göre hareket etmeli. Böyle olursa herkesin başımızın üstünde yeri var."
"Fulya bizim ilk seçimlerdeki projemizdi. Hukuki imar sorunları henüz tamamen çözülmedi. Ancak görüşmelerimiz olumlu yönde. Biterse, 2-3 yıl içinde kazmayı vururuz. Bu projeden yıllık 20 milyon dolar seviyesinde gelir bekliyoruz. (Başkan bu arada espriyi patlatıyor: Rakam yazma, avanta isterler!) Fulya bittikten sonra bütçemiz yüzde 30-40 oranında artar. Böylece Beşiktaş, Avrupa’daki büyük kulüplerle eşit bütçeye sahip olur..."
"İnönü’ye gelince... Sıfırdan yapmak mümkün değil. İnönü, Avrupa’daki butik statlardan biri. Yani, kapasitesine oranla loca ve kaliteli koltuğa sahip olan stat. Şimdi açık tribünün üzerini kapatıyoruz. Kapasite 7 bin arttırılıp 30 bine çıkacak. Basın tribünü eski yerine alınacak. Zemin indirilecek. Kat otoparkı yapılacak, gelir sağlayacak. Böylece İnönü’nün geliri, Fenerbahçe Stadı’na yaklaşacak."
"Bu sezonun da en büyük şampiyonluk adayıyız. Ancak dikkat edilmesi gereken bir konu var; Beşiktaş sadece sportif başarıyla gitmiyor. İdari ve ekonomik alanda da yere sağlam basıyoruz. Bu anlamda da şampiyonuz. Her sene sınıf atlayarak gidiyoruz. Şampiyonlukların yanı sıra altyapılarımız da güçleniyor. Bu nedenle sportif başarılar devam edecek. İnsanlar bunu görecekler."
"Lucescu çalıştığım 8-9 hoca arasında, en farklı, özel ve en başarılı olanı. Karakteri Beşiktaş’a uygun. Sert yöneticilik dışında hümanist bir insan. Egosunu öne çıkarmaz. Astım - kestim türü olaylara girmez. Kendini ispat etmez. Sorunlu oyuncuları kazanmaya çalışır. Kesinlikle korkak değil. Teknik konulara girmek istemiyorum. Benim için daha önemlisi; gerçek bir psikolog olması, insanlara yardım elini uzatması... Onunla tartışmalarımız da oldu. Yabancı hoca ve oyuncular basından çok etkileniyor. Haberler, yorumlar, bizden sızanlar... Tedirgin oluyorlar. Çok konuşuyoruz bu konuda."
"Mircea Lucescu, bize hiç bir zaman liste vermedi. Onunla oturup konuşuruz, ‘kimi alabiliriz’ diye... Dünyanın en iyi futbolcusunu almak fırsatımız olsa bile almayabiliriz, dengeleri bozacak düşüncesiyle... Aynı takımda oynayan futbolcular arasında çok fark olmamalı. Yoksa yürümez. İbrahim Toraman’a gelince, biz alamadık..."
"Önceleri Sergen’e çok kızardım. Çünkü yeteneklerini harcadığını düşünüyordum. Yaşantısı hoşuma gitmiyordu. Son dönemdeki hareketleri, ilişkileri, duruşu, kendini taşıması, herşeyi hazmetmesi onun ne kadar değiştiğini gösteriyor. Sergen’i şu an çok takdir ediyorum. Artık kişisel açıdan büyük çaba veriyor. Şimdi de gezebilir, tozabilir, artı kumar da oynayabilir. Özel hayatı beni ilgilendirmez."
"Benim en çok kızdığım oyuncular; aldığı paranın hakkını vermeyenlerdir. Bu futbolcuları temizleyeceğiz. İlhan Mansız’a gelince... O, çok özel bir oyuncu. Büyük şanssızlıklar yaşadı. Gençliğe örnek oluyor, kendine has tarzıyla... Görüyorsunuz, Sergen’in 10’da biri etmeyen Beckham hep gündemde. İlhan beklediğimiz kadar gol atamamış olabilir, ama hep iyi oynuyor. İyi profesyonel. Kendine iyi bakar, ilişkilerinde mesafelidir. Beşiktaş’ın böyle bir oyuncusu olduğu için mutluyum."
"Ahmet Dursun gitti. Özellikle UEFA için santrfor lazım. Ama Avrupa Kupaları’nda oynamamış, ucuz, iyi bir oyuncu bulmak zor. Güney Amerika’ya bakarsak da kolay değil. Önümüzdeki sezon için düşünürüz. Son dönemlerde İnönü Stadı dolmuyor. Ben bunu, başarının kanıtlanmış olmasına ve heyecanın azalmasına bağlıyorum. Üstüne üstlük havalar da soğudu. Çok net bir şekilde görüyorum. Farkın açılması, heyecanın kaybolması nedeniyle spor kamuoyu rahatsız... Beşiktaş’ı karıştırmaya çalışıyorlar. Rekabet ortamı yaratmaya çalışıyorlar. Bizim suçumuz yok. Rakiplerimiz gelecek sezon daha az puan kaybederler ve rekabet yeniden oluşur."
"En büyük şansım Hüsnü Güreli... O, çok çalışkandır, yanı sıra iyi bir dosttur. Birlikte çalıştığım diğer çalışma arkadaşlarım da. Teknik direktör Mircea Lucescu da benim için büyük bir şans. Onunla çizgilerimiz uyuyor. Şahsiyetlerimiz benziyor. Kimliklerimiz benziyor. Lucescu bizim için, Beşiktaş da Lucescu için büyük şans aslında. Ancak bizim için bazı özel oyuncular da büyük şans, onları da es geçmemek gerek. Sergen mesela... Keşke daha önceden alsaydık... Sergen en az bizim kadar Beşiktaşlı. Hayatta gitmez. Ne biz pazarlık yaparız, ne de o... Şu ana kadar hiç hakkı yenmedi. O takımda en çok para alan oyunculardan biri. Fakat son kuruşuna kadar hak ediyor aldığı paraları."
"Ahmet Dursun yıllardır milyon dolarlar alıyor. Ben onun başını okşamak zorunda değilim. Sen nasıl sabah 09.00’da kalkıyorsun, işine gidiyorsun, kurumuna saygı duyuyorsun. 30-40 katı maaş alan biri de işine, kulübüne saygı duymalı. Ahmet’i 3-4 kere kurtardık, olayları örtbas ettik. Son olaydan sonra ne yapabilirdik ki? İtalyan gazetesine yansıdı olay, tam bombalar patlamışken, ortalık karışmışken... Giunti’nin akrabaları burayı aradı, İtalyan gazetesi "Türk oyuncu, İtalyan oyuncuya bıçak attı" diye yazdı. Giunti olayı kapattı. Başka bir oyuncu olsa, daha farklı davranabilirdi. O yüzden Ahmet’in şu anda yapması gereken tek şey var; teşekkür etmek, saygı göstermek...
Kaynak: Fanatik