O vazo aslında kupaydı!

Beşiktaşımızın yeni transferi Mario Gomez'in hayatına dair çok ince detaylar...

 Almanya'nın güney batısında yer alan Rieglingen adlı bir kasabada, diğerlerinden pek de farkı olmayan bir evin yemek odasında bir ses yankılandı. Bu bir 'kırılma' sesiydi. Anne, koşarak odaya girdi. Gördüğü manzara yol boyunca aklından korkuyla geçirdiği gibiydi; vazosu yerde ve paramparça. Vazodan birkaç metre ileride de elinde topu, boynu bükük, annesi ile göz göze gelmekten çekinen bir çocuk duruyordu: Olayın ardından geçen 20 küsür sene sonra, Beşiktaş forması ile poz veren Mario Gomez Garcia.

BABASININ ATTIĞI TEMELLER

İspanyol bir baba ve Alman bir annenin oğlu olarak Rieglingen'de doğan Gomez en azından önümüzdeki bir sene boyunca Beşiktaşımız'da forma giyecek. Babası, onun Stuttgart'ta efsaneleşmeye doğru emin adımlarla ilerdiği yaşta, 21 yaşında, sadece bir kelime Almanca bilerek Almanya'ya gelmişti. İspanyol baba, tek başına, yaşayacağı evi inşa etti. Mecazi anlamda değil; gerçek anlamda bir inşaattan söz ediyoruz. Daha sonra annesi ile tanıştı ve bu sefer, mecazi anlamda bir hayat inşaa ettiler. Bu inşaatın temel direği de şu sıralar 1.89'luk boya sahip, Mario Gomez oldu.

Babası ile arasının oldukça iyi olduğunu söyler Gomez. Ancak özellikle 2008 yılında yaşadığı büyük kamuoyu baskısı sırasında babasının 'yoğun' desteğini de eleştirmekten çekinmez. Ona her fırsatta böylesine destek çıkmasının, başka insanlar tarafınan farklı ve kötü niyetli algılanacağını düşünür. Zaten o düşüncelere sahip olduğu yıllarda da artık kendi ayakları üzerinde durmak istediği için Bayern Münih'e dev bir transfer gerçekleştirir.

REAL'Lİ BABANIN BARÇA'LI OĞLU

Babası ile anlaşmazlığı sadece bu değildir. Baba Gomez, Real Madrid taraftarıdır, 'bizim' Gomez ise Barcelona'yı tutar. Çünkü onun idolü Romario'dur. Brezilya efsanesini Barcelona forması ile izler ve sokakta, Unlingen ve Bad Saulgau altyapılarından hep onu taklit eder. Fakat bir süre sonra istemeye istemeye de olsa Romarioculuğu bitirmek zorunda kalır çünkü Romario 1.67'lik, sokaklardaki tabir ile pır pır forvettir, Mario Gomez ise artık 1.80'i geçmiş dev bir santrafordur. Yine de gol atmaktan vazgeçmez, Romario ile bir yerden benzeşmeye her seferinde fırsat yaratır. Babası ise artık o hangi takımda oynuyorsa onu tutuyordur, şu sıralarda mesela; Beşiktaşlıdır.

ANNESİNİN YEMEKLERİ

Annesini de çok sever Gomez. Almanya'ya her ziyaretinde annesinden kendisine 'maultaschen' yapmasını ister. Çok eski bir mazisi olan bu Alman geleneksel yemeği onun favorisidir. Bizim mantıya benzer. Demek ki mantının hangi milletten olanı olursa olsun, anneler yapınca güzel oluyormuş... Ancak Fiorentina günlerinde annesinin yemeklerinin eksikliğini çok hisseder. Çünkü yatılı olarak ilk defa Almanya dışına çıkmıştır. Hele bir de yemek kültürünün oldukça farklı olduğu İtalya gibi bir ülkeye gidince...

KAHVALTI KAVGASI

Floransa'da sıkça kahvaltı sorunu yaşar. İtalyanlar kahvaltıda sadece bir kruvasan yer yanında da kahve içerler. Hatta bar şeklinde kahvaltı kafeleri vardır. Ama öyle bizimki gibi 40 çeşit beklemeyin; ayak üstü bir kruvasan, bir kahve; haydi eyvallah! Mario Gomez defalarca sabah kahvaltılarında bari bir tereyağı, bir yumurta yemenin savaşını verir. Öte yandan haliyle bol bol makarna da yer.

GURME GOMEZ!

Yemek konusunda sadece iyi bir yiyici değildir. Aynı zamanda Almanya'da çok ünlü bir restaurant zincirinin de sahibidir. Stadthaus Backnang denilen eski Alman geleneksel konağını, tüm masraflarını karşılayarak anahtar teslim tadilat ettiren Gomez, burayı bir otel-restauranta çevirir. Bununla beraber -kendi ifadesine göre 2011'de- 26 tane daha otel-restaurantın sahibidir. Mönüsündeki favorisi ise; Zwiebelrostbraten'dir. Kırmızı et ve soğanı ana tadına oturtan, lezzetli görünen bir yemek. Türkiye bu açıdan tam Mario Gomez'lik bir ülke...

'FARKLILARDAN' FARKLI...

Bu işi 'Benim için iyi bir yatırım' diyerek tanımlayan Gomez, akla gelen futbolcu tipinden uzaktır. Çünkü işi ile alaklı çok duygusal, açık sözlü ve dünyaya dair bir bakışa sahiptir. Moda dergilerine verdiği pozların ardından yaptığı söyleşilerde, futbolcuların birbirlerinin aynısı giyindiğini, kendilerini dikkat çeken şeyler giymek zorunda hissettiklerini ve özellikle pahalı markaları giyme şartı varmış gibi davrandıklarını söyler. Bunu kesin bir dille eleştirirken, 'Siyah, gri ve beyaz favori renklerim" diyerek kıyafet tercihlerinde tek kriterini 'Yakışması yeterli' diyerek açıklar.

BIRAKIYORDU!

1.89 boyunda, 80 kg ağırlığında, geniş omuzlu, sert bakışlı bir Alman'dır. Yukarıda çizdiğimiz köşeli karakter özellikleri dış görünüşü ile uyumlu olsa da neticede o da bir insan. Örneğin bir Avusturya maçında boş kaleye kaçırdığı gol sonrası kendisine yapılan eleştirilere çok üzülür. O günlerde futbolu ve kendisini sorgular ancak, 'Kimse için değil, kendim için oynayacağım. Bu oyunu seviyorum, futbol oynamak istiyorum' diyerek 'devam' kararı verir. 2011 yılında tribünlerin kendisini ıslıklamasını 2014 yılında verdiği röportajda bile konu edinir. İtalya'da yaşadığı sakatlık sonrası, İtalyanca dersleri sırasında bile dizini düşünür. 'Sabah kalkıyorum acı çekiyordum, akşam yatıyorum acı çekiyordum' diyerek acıların çocuğuna bağladığı o günleri yad eder. Ne olursa olsun yılmaz, yine uğurlu rakamı olan 3'ten türettiği 33 numaralı formasını sırtına geçirip gollerini atmaya devam eder. Bu sefer adresi İstanbul. Bakalım, görelim.

O VAZO ASLINDA KUPAYDI!

Rieglingen'deki o küçük çocuğa mı ne oldu? Annesi vazonun kırık parçalarını yerden temizledi, çöpe attı, oğlunun yanına gidip çenesinden tutarak yere bakan yüzünü kendi yüzüne doğru kaldırdı, gülümsedi ve mutfağa geri döndü. Küçük Gomez, annesinin gözünde 2012/2013 sezonunda kaldırdığı Şampiyonlar Ligi kupasını gördü ve devam etti; bu sefer kırmadan, dökmeden 20 yıl boyunca...
Karakartal'a devam... Karakartal Mobil Uygulamaları