Hayat hikayenden başlayalım...
1 Şubat 1966, İstanbul doğumluyum. Liseden sonra açık öğretime gittim, sırf askerlikten yırtayım diye! Ama olmadı... Futbola Beşiktaş minik takımında başladım. 1976’da kurulan Minikler Ligi’nde ilk şampiyon biz olmuştuk. İlk kupayı kaldırdığımda henüz 10 yaşındaydım. Sonra yıldızlarda oynadım. Yöneticimiz Hasan Tutaş vardı, genç takımlardan sorumluydu. Ama aynı zamanda Amatör Lig’deki Yıldız kulübünün de yönetimindeydi. Beni oraya aldı. Böylece ilk ayrılığı yaşadım, iki yıl Beşiktaş’tan ayrı kaldım. 1981-82 sezonunda Yıldız’dan Beşiktaş’a transfer olarak dönüş yaptım. 1996’ya kadar Beşiktaş’ta 5 lig şampiyonluğu yaşadım, 43 kez milli takım formasını giydim. 1996’da ise İstanbulspor’a transfer oldum. İki yıl önce futbolu bıraktım, okuldan arkadaşım olan Aykut Kocaman’ın yardımcılığını yaptım sonra da...”
Beşiktaş’taki 13 yılında kimler geldi, kimler geçti hayatından?
Biz Beşiktaş’a, formda bir yıldızlar ekibi olarak geldik. Ben, Yıldız’dan; Ali, Yücespor’dan geldi. Feyyaz ise kulüpteydi. 1982’de Miliç döneminde A takımla antrenmanlara çıkıyordum, ama forma giymiyordum. İlk forma giydiğim maç Boluspor karşılaşmasıydı. Haluk ve Samet ağabey cezalıydı, öyle şans buldum. 1985-86’da hocamız Stankoviç’ti. Şampiyon olduk. Trabzon’da da golü ben atmıştım. Cumhurbaşkanlığı Kupası Finali’ni Bursaspor ile oynadık. Maçı 2-1 kazanırken, uzatmalarda golü ben attım. Yani duble şampiyonluk yaşadım.
Seni bugünlere getiren kimdir?
Stankoviç’in bende emeği büyük... 85-86 sezonunun başında beni oynatmayı düşünüyordu. Ama ben inanılmaz derecede kötüydüm. Seyirciler, takım arkadaşlarım, hatta ben bile kendime tahammül edemiyordum. 19 yaşındaydım. Masörümüz Necati Yücel’e, ‘Bak çok kötüyüm, hocaya söyle beni çıkarsın’ diyordum. O söylüyordu, ama Stankoviç çıkarmıyordu. Nedense bana inanmıştı! Kadere bakın ki, Trabzonspor’u yenerek şampiyon olduğumuz sezonda galibiyet golünü ben attım. Bir sene önce averajla kaçırdığımız şampiyonluğu, bu kez averajla Galatasaray’dan almıştık. Stankoviç gitti, Militunoviç geldi. Çok kötü bir yıldı. Sonra Milne devri başladı. Muhteşem yıllardı onlar. Daum’la çalıştım ardından. Onunla da şampiyonluk gördüm.”
Hocalarını teraziye çıkartır mısın?
Stankoviç inanılmaz disiplinli bir adamdı. Futbolcusuna güvenir, sahip çıkardı. Motive eder, hatasını söyler, kin gütmezdi. Dünyanın tanıdığı bir büyük teknik direktördü. Beşiktaş ile yeniden sözleşme yaparken, kalkıp Fenerbahçe’ye gitti. En büyük hatasını yaptı bence. Militunoviç futboldan çok iyi anlardı. Gordon Milne, tam bir İngiliz’di. Başlangıçta takımla arasında elektrik iyi değildi. O biraz Türkleş’ti, biz biraz İngiliz’leştik! Sonra mükemmel bir ilişki kurduk. Gençtim, oynamak istiyordum, oynatmıyordu. Bir maç sonrası bana, ‘İstersen seni göndereyim, git’ dedi. ‘Yolla’ dedim. Hep kapışıyorduk zaten. Ama ertesi gün yanıma geldi, ‘Biz profesyoneliz ve birbirimizi sevmek zorunda değiliz’ dedi. Sonra da beni hiç kesmedi. Birbirini yürekten seven 16-17 futbolcuyduk. İşte bunun için kolej takımı diyorlardı bize. Recep, Kadir, Ulvi, Rıza, Metin, Şifo, Metin, Ali, Feyyaz, Sergen...
Peki neden Avrupa’da başarılı olamadınız?
Bize gelen yabancılar istenilen düzeyde değildi. Eğer olsalardı, çok daha farklı sonuçlara ulaşırdık. Bizden sonra Galatasaray böyle bir yabancı kadrosu yakaladı ve büyük bir patlama yaptı. Popescu, Hagi ve Ilie’yi aldılar. Bizde de Ferdinand vardı. Gerçekten çok iyiydi, renk getirdi, ama topu topu 7 maç oynadı, ama halâ millet Ferdinand diyor.
Daum’la yeniden hayata döndüğünüz söylendi.
Doğru... Çünkü takım halinde bazı şeylere doymuştuk. Sahada uyurgezer gibiydik. Bizi uyandırdı. Moralman çökmüş bir ekibi alıp adeta baştan yarattı. Kendimize geldik, hedefe kilitlendik. O bize, biz de ona inanıp yeniden şampiyonluk yaşadık.
Daum şimdi Fenerbahçe’de...
Bizdeki halini hatırlayın, saha kenarında tutamazdınız. Maçı tıpkı bizim gibi, aynı heyecanla yaşar, aynı stresle kahrolurdu. Ateşli ve heyecanlıydı. Onun bu hali bizi de müthiş etkilerdi. Elektriği bize geçerdi sanki. Bence Fenerbahçe’nin acilen kısa vadede aradığı kan Daum’dur. Fenerbahçe’nin geçen seneki sorunları, bizim Gordon döneminde yaşadığımız problemlerimize benziyordu. Bu nedenle tıpkı bizde olduğu gibi Fenerbahçe’de de Daum kısa sürede özlenen Fenerbahçe’yi kuracaktır.
Futbol hayatının en unutulmaz anları neler?
Malmö maçı... Allah kimseye yaşatmasın. 2-0 öndeyiz, coşkulu muhteşem bir seyirci, tur atladık diyorduk... İkinci yarıda 10 dakikada şemsiye tersine döndü. Günlük güneşlik hava birden zifir kesildi... Cehenneme döndü ortalık.
Bir de Denizli maçı var... 1-0 öndeyiz, 87. dakikada Erol bir vuruyor, topu doksana takıyor ve herşey bitiyor. Kalecimiz Jurkoviç’in çıldırdığını gördüm resmen.
Milli takımımız ve kulüplerimiz açısından yarınlar ne getirir?
Milli takım büyük aşama içinde... Gelecekte hedef Dünya Kupası’nda ikincilik olmalı... Avrupa Şampiyonası’na gidemeyişimiz bana göre tamamen şanssızlık. Düşünsenize... Dünya eskiden bizimle maç yapmaktan kaçardı, neredeyse tenezzül etmezlerdi. Şimdi bakın, kapımızda sıraya giriyorlar.
Beşiktaş’ın seyircisi inanılmaz fedâkardır. Bu nedenle başarılarda büyük katkıları olur. Benim bütün futbolseverlere bir mesajım olacak... Tribün terörü, küfürler artık son bulmalı. Yıllarca futbol oynamış biri olarak söylüyorum ki, ağızlarından çıkan o küfürler kendi oyuncularını olumsuz etkilerken, rakiplerini daha da hırslandırıyor.
Başkanlarla aran nasıldı? Onları değerlendirir misin?
Eski başkanımız Süleyman Seba, Beşiktaş’ı yokluklardan bugünlere sağlam temeller atarak getirdi. Kulübümüzü yönettiği 16 yıl gerçekten de büyük bir şanstı. Bizim ekibimiz de aynı şekilde ona şans oldu. O, Beşiktaş tarihi içinde ayrı bir tarihtir.
Kulübümüzün şimdiki başkanı Serdar Bilgili ise profesyonel sisteme geçişte ekibiyle birlikte mükemmel bir başarı sergiledi. Şimdi Beşiktaş; kulüp ve camia olarak, bütün müesseseleriyle imrenilecek bir büyüme içinde. Bu da Bilgili ve arkadaşlarının eseridir.
Son sorum Bülent Korkmaz’la ilgili... Senin döneminde de vardı. Şimdi çok sorunlu günler geçiriyor?
Bülent Korkmaz, yaşadığı 7-8 şampiyonlukla dünyada eşsiz bir futbolcu. UEFA Kupası’ndan Süper Kupa’ya kadar, içeride ve dışarıda neredeyse kaldırmadığı kupa kalmadı. Üstelik dünya üçüncülüğünü de yaşamış bir kaptan. Kendisiyle beraber oynadım. Onu tüm gençlere örnek olarak gösteriyorum. O, kendi mevkiinin kahramanıdır. Şu anki olaylara gelince... Bu konuda yorum yapmak bana düşmez. Sadece onun adına üzgün olduğumu söyleyebilirim.
Anılar
* Aykut Kocaman ile Yeni Levent Lisesi’nde aynı sınıfta okuduk. İkimiz de futbol oynuyorduk. Birlikte 15-16 yaş genç milli takım seçmelerine gittik İzmir’e. 18 kişiden 2 kişi seçmeleri kazanamadı. Biri bendim, diğeri Aykut...
* Fenerbahçe Stadı’nda Bursaspor ile oynuyoruz. Hakem Serdar Çakman’dı ve bize göre çok kötü bir maç yönetiyordu. 1-0 yeniktik, 2. golü yedik. Santradan oyun başlayacak, ama Metin oyunu bir türlü başlatmıyor, Serdar hoca yanımıza gelip sordu; ‘Neden başlatmıyorsunuz...’ Metin, Bursaspor takımının olduğu tarafı işaret edip gayet ciddi cevap verdi; ‘Kendi sahana geç de başlayalım!’
* Eskişehirspor’la oynuyoruz. Kaleci Adem ağabey felaket kötü bir maç çıkartıyor. İki gol yedi ki, evlere şenlik... Biz yırtınıyoruz, çırpınıyoruz. Durumu önce 2-2’ye getirdik, sonra 3-2 öne geçtik. Soyunma odasına girdik, arkamızdan Adem ağabey geldi ve ‘Ne takımsınız yahu, ne futbolcularsınız! Bana rağmen şu maçı kazandınız ya helal olsun size’ dedi...
Kaynak: Fanatik