GÖZYAŞINDA BOĞULACAKSINIZ

Futbolda her sonuç vardır ama Beşiktaş’ın son haftaya girerken Intertoto’dan kurtulup, UEFA kupasına gitme hedefinin olması tüm Beşiktaş’lıları derinden üzüyor. Futbolda başarı kadar, başarısızlıklarda olabilir ama eğer bu başarısızlıklar kalıcı olmaya başlıyorsa, mutlaka bazı şeyleri kökten değiştirmek gerekmektedir.

Beşiktaş’ın bugünkü durumu tamamen bir yönetim hatasının sonucudur. Bir ilkokul çocuğunun bile rahatlıkla söyleyebileceği açık ve net bir gerçek var; Beşiktaş kötü yönetiliyor. Her zaman iyi niyetli olma yönünü öne çıkardığımız Yıldırım Demirören, birazcık muhalefetin sesi yükselince gerçek yüzünü ortaya çıkardı ve iyi niyetli, yapıcı ama beceriksiz dediğimiz Beşiktaş başkanının olumlu olarak gördüğümüz o iki iyi özelliği de bir anda kayboldu gitti. Beşiktaş’ın başkanın seçileceği tarihler önceden bellidir, kimse istiyor diye gitmem derken, herhalde kendisinin nasıl ve ne şekilde o koltuğa oturduğunu unutuyor.

Beşiktaş’lıları asıl üzen ve sinirlendiren konu ise Beşiktaş’ın bu kadar sahipsiz gibi gözükmesidir. Koskoca Beşiktaş dibe vurmuş bir durumda iken, bir tane adam bile çıkıp ben bu koltuğa adayım demiyor, belki de diyemiyor. Ben bundan haftalar önce yazmıştım, eğer bu koltuğa aday çıkmaz ise, ben bu koltuğa, tüm sağduyulu Beşiktaş camiasının adına adayım demiştim ve sözüm hala geçerli, ama onca büyük iş adamı, onca büyük Beşiktaş’lı dururken bu sözleri bizim söylememiz biraz garip kaçıyor. Onları korkutan bu borç mu, yoksa Beşiktaş’lılardan saklanan başka şeyler de mi var? Süleyman Seba veya Serdar Bilgili gidince o koltuğa oturmak için can atanlara şimdi ne oldu da kayıplar? Tehdit mi ediliyorlar, yoksa Beşiktaş’lı olmaktan vaz mı geçtiler, yoksa onlar da Yıldırım Demirören gibi Beşiktaş’ın başarıdan başarıya koştuğunu mu düşünmeye başladı.

Beşiktaş acemi ve bilgisiz ellerde eriyip gidiyor. Yönetim demek sadece kadro kurmak için oyuncu parası ayarlamak değildir, kulübü görev süresi içinde tümüyle yönetmek demektir. Doğru noktalara doğru adamları yerleştirmek, onlara görevlerini iyice anlatmak ve en sonunda onları kontrol etmek, hataların varsa onları uyarmak, eğer yeri ve zamanı geldi ise olaya müdahale etmek demektir. Görev süresinin başından beri Demirören ve ekibinin bazen hataları bazen komiklikleri artık sayılamayacak kadar çok oldu. Önce hatalı teknik adam seçimi, sonra yalandan onların arkasında durma ve en sonunda sezon daha bitmeden teknik adamın görevine son vermek artık bir klasik olmuş durumda.

Kendi hatalarından doğan ve çoğu mahkeme, avukat ve tazminat giderlerinin oluşturduğu borçlar dağ gibi olmuş durumda. Bir de bunlara yapılan komik transferler eklenince iş işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Sürekli Beşiktaş’ı ne kadar çok sevdiğinin dile getiren Demirören, eğer çıkıp biz bu işi yapamadık, Beşiktaş’ın son 5 senesini çaldık, bu süre zarfında yaptığımız hatalardan en azından mali anlamda yapılanları biraz hafifletmek adına Beşiktaş’a verdiğimiz paraları hibe ediyoruz dese, Beşiktaş’ın tarihinde en azından bir yeri olur. Eğer inat etme yolunu seçer ise, kendisi de, gizli kapılar ardında yaptığı pazarlıklar sonucu Beşiktaş’ı yüz üstü bırakıp giden, giderken de bana küfür edildi o yüzden gidiyorum diye suçu Beşiktaş seyircisine atan Serdar Bilgili gibi tarihte küçük bir nokta olur unutulur gider. Şu çok net bilinsin ki, gerçek Beşiktaş’lılar şuan için için ağlıyorlar, ama o gözyaşları o kadar kutsaldır ki, o yaşlarını boş yere akıtanlar, o gözyaşlarının içinde boğulup giderler. Hiç kimse Beşiktaş’tan büyük değildir…

BEŞİKTAŞ SEYİRCİNE ÖZEL BÖLÜM (Başkaları okusa bile zaten anlayamaz)

Köşemizde sürekli övdüğümüz Beşiktaş taraftarına da biz çift sözümüz olacak. Sizleri överken yeri geldi haddini aşan eleştiriler de aldım, ama onları hiçbir zaman anlayamayacağı bir şey var sizi diğer tribünlerden ayıran; onlar taraftar olmayı elerine verilen boyalı kartonları kaldırmak ile bir şeyler yaptıklarını düşünen futbol seyircisi olmaktan ileri gidemezken, siz tüm dünyaya örnek olan gösteriler yaptınız, yeri geldi kan bağışında bulundunuz, yeri geldi hakkı yenen insanların yanında yürüyüşlere katıldınız, yeri geldi çevreci, yeri geldi savaş karşıtı, yeri geldi ırçılık düşmanı oldunuz. Bunları yaparken kimse sizin elinize o kartonları verip, haydi şimdi kaldırın, şimdi de indirin demedi, bu sizin içinizde vardı, bu belki de sizin de farkında olmadığınız ama içinizde olan Beşiktaşlılık ruhu, Beşiktaşlılık refleksi idi. Merak etmeyin Beşiktaş’lı olmayanlar yine yazının bu kısımlarını anlamayacaktır, o rakip seyirciler ki Beşiktaş 10 kişi oynarken, maçın ikinci yarısının başında Trabzonspor’lu oyuncu kırmızı kart görünce “Eyyamcı Kuddusi” diye bağıran Beşiktaş taraftarını ayakta alkışlamak, takdir etmek yerine, “evet, hakem çok net hatalı karar vermiş, baksanıza kendi seyircisi bile bu kararı protesto etti” diyecek kadar Beşiktaş’ın ruhunu bilemezler. Olsun yine bilmesinler, siz yine bu çizginizde devam edin yeter.

Şimdi sizleri çok önemli bir sınav bekliyor, son dönemde Demirören’nin paralı adamı olmak ile suçlanan sizler bakalım bu hafta sonu Beşiktaş yönetimine nasıl bir tepki koyacaksınız. Bakalım bu tepki göstermelik mi olacak yoksa gerçek bir devrim yaratacak güçte ve caydırıcılıkta mı olacak. Ben Beşiktaş tribünlerine güveniyorum ama sadece bu tribünlere inanmayan benim ve sizin etrafımızdaki bazı çevrelere inat gösterin bakalım, tepki ve isyan nasıl oluyormuş…

Karakartal'a devam... Karakartal Mobil Uygulamaları

Şu an okunanlar