"Carew bizi zafere götür"

Sanlı Kaptan'n neredeyse iki sezondur "Beşiktaş'a uzun boylu bir santrfor lazım" demekten dilinde "tüy", kaleminde "mürekkep" bitmişti.

Al sana 1.95 boyunda, 25 yaşında bir santrfor. Aslına bakılırsa Norveçli Carew özellikleri açısından "tam bir santrfor" sayılmasa da, kariyerini yakından tanıyanlar, onun için şöyle diyorlardı: "Bugün dünya futbolunda var olan uzun boylu forvet oyuncuları içinde, en hareketli, en kuvvetli, en çalışkan olanı Carew'dir... Güçlü olduğunda onu zaptetmek çok zordur..."

Aslına bakarsanız, Norveçli anne, Gambialı babadan olma 25 yaşındaki melez futbolcu özellikleri açısından Beşiktaş'a "yabancı" değildi.

Ülke olarak yaşadık o acıyı, o ızdırabı... Kartal, 1998'de UEFA Kupası'nda Norveç'in Valerenga takımı ile eşleştiğinde, genel kanı şuydu: "Beşiktaş bu takımı havada-karada, nerede yakalarsa götürür..."

Norveç'teki maçı Kartal 1-0 kaybederken tek golü Carew adında 18 yaşında bir futbolcu atmıştı. Kariyerine bakanlar, Lorenskog adında bir amatör takımdan Valerenga'ya geldiğinden başka bir şey göremiyorlardı. Carew de bir şey değildi, Valerenga da... Beşiktaş nasıl olsa bu takımı İnönü'de bir kaşık suda boğar, dilini bağlayıp ülkesine postalardı!

Nitekim İnönü'deki maça fırtına gibi başlayan Beşiktaş farkı 3-0'a çıkarmıştı. Eğer Şifo Mehmet yakaladığı topu boş kaleye gönderse Valerenga için yapılacak hiçbir şey kalmayacaktı... Carew'i o gün hem Türkiye, hem Avrupa, hem dünya tanıyacaktı. Adeta şahlanmış, Beşiktaş'ı tek başına dağıtmış, 2 de nefis gol atmıştı. Maç 3-3 bitmiş Beşiktaş elenmişti.

Fransa ve Almanya adresli menajer Mithat Halis'in bu Norveçli ile hiçbir ilgisi yoktu. Yani onun menajeri falan değildi. "Kariyerini mi soruyorsun Talay abi?" dedi ve hemen ekledi: "Adamın kariyeri, kartviziti gibi. Al sana kariyer: 1999 ilk yarısında Rosenborg formasıyla 18 maçta 7 gol attı. Aynı sezonun diğer yarısında yine aynı formayla 15 maçta attığı gol sayısı yine 7 idi. 2000'de ise forması değişmemişti, 10 maçta 8 gole imzasını atmıştı. Sonra İspanya'nın Valencia takımına gidiyordu. Valencia bu 20 yaşındaki Norveçli için 12 milyon dolar ödeyecekti. Valencia'da 2001'de 37 maçta 11 gol, 2001-2002'de 15 maçta 1 gol (önemli sakatlık geçirdiği sezon) 2003'te de 32 maçta 8 gol atacaktı..."

Bütün teknik adamlar onun şu özelliklerinde birleşiyorlardı: "Hava toplarında iyi. Süratli, kuvvetli ve dağıtıcı. Gol vuruşlarını iyi biliyor. Tekniği o kadar iyi olmasa da, uzun santrforlar arasında dünyanın en çok koşan adamı..."

Biraz enine boyuna araştırdığınızda, ufak tefek (zaman zaman sınır ötesi) defoları da yok değildi. Galiba biraz "dik kafalı" biraz "takıntılı" birisiydi. Ülkesinde Rosenborg formasıyla oynayıp kazandıkları bir maç sonrası kupayı su ile doldurup, maç öncesi aleyhine yazan bir Norveçli spor yazarının başından aşağı boca etmişti. Sonra da gazetelere demeç vermişti: "O benim gururumla oynadı. Kimse benim gururumla oynayamaz..."

Geçen yıl formasını kiralık giydiği Roma'da da, o bar senin, bu bar benim... Biraz dağıtmıştı.

Bakın, Enzo Palladini adındaki TV yorumcusu İtalyan onun için neler söylemişti: "Carew çok ilginç bir futbolcu. Roma'da başlangıçta mükemmeldi. Valencia bu futbolcuyu nasıl bırakmış diye düşünmeyen yok gibiydi. Hemen hemen bütün otoriteler onun Serie A'da kiralık olarak kalmayıp, bir sonraki sezon İtalya'da flaş transfer yapacağını düşünüyorlardı. Ancak bu parlak başlangıçtan sonra gece hayatına fazla daldı. Dolce Vita yaşamaya başladı. Kimseyi dinlemedi. Bu yüzden de gücü düştü, gücü düşünce etkisini kaybetti. Teknik direktör Fabio Capello'yu adeta çıldırttı..."

Gerçekten de Capello'yu çıldırtmıştı! İtalyan hoca bir maç sonrası ülkesinin spor gazetesi La Gazetta Dello Sport'a şu demeci vermekten kendisini alıkoyamadı: "Tanrı beni galiba bu Norveçli ile cezalandırıyor!"

Menajer Ceylan Çalışkan'ın ise bu suçlamalara itirazı vardı. Ona soruyorsanız, İtalya'da da başarılı saydırdı.

Çalışkan'a göre biraz "performans düşüklüğü" gibi görünse de gerçek neden yaşamından değil, Roma'nın yapısından kaynaklanıyordu.

Roma'da Totti, Cassano, Del Vecciho ve Manchini gibi süper forvetler, Carew'in dönemine rastlamıştı. Bunlardan 3 İtalyan, milli takımlarının da değişmez elemanlarıydı. Böyle olunca hangi teknik adam onları kesmeyi düşünebilirdi? Buna rağmen Carew 25 kez Roma formasını giymeyi başardı...

Ceylan Çalışkan şunu da özellikle anlattı: "2001 Şampiyon Kulüpler finali Milano'nun ünlü San Siro Stadı'nda Valencia ile Bayern Münih arasında oynandı. O maçta 120 dakika Valencia formasıyla boğuşan bir forvet elemanının kariyerine kim itiraz edebilir? Kaldı ki, bugün 24'ünü yeni bitirip 25'ine giren bu genç Norveçli o zaman 21 yaşındaydı..."

Kim ne derse desin, Carew Hagi'den sonra Türkiye'ye gelen en yüksek kariyerli forvetti. Üstelik de Hagi geldiğinde 30 yaşındaydı, Carew ise 25 yaşında "fişek" gibi bir hücum adamıydı.

Geçenlerde Norveç'te depresyon tedavisi gören üvey kardeşi intihar etmişti. Carew yıkılmış, ağlamıştı. Fakat Beşiktaşlılar'a döktüreceği sevinç gözyaşı ile ruhundaki acıları yıkayacaktı. Beşiktaş'a imza atarken böyle söylemişti.

Yaşantısında galiba biraz "Nouma'lılık" vardı ama Beşiktaşlı taraftarlar bütün sevgileri ile ona şöyle bağırmak: "Carew bizi diskoya değil, zaferlere götür..." Hayırlı olsun!

Kaynak: Talay Erker / Vatan

Karakartal'a devam... Karakartal Mobil Uygulamaları