Aylardan Temmuz, hava sıcak ve nemli, fakat bu yapış yapış havaya aldırış etmeyen onbinler sevgilisine olan hasretleri ile koşarak Dolmabahçe’ye gelmiş. Herkesin üstü sıcak hava ve nemden ıslak ıslak ama hepsinin gözleri pırıl pırıl. Çoğunun üzerinde bu senenin yeni formaları, ellerinde atkılar, gözleri tünelin ucunda, söylenen şarkılar farklı da olsa aslında hepsinin kalbinden çıkan o güçlü ses aynı: “Çok özledik be abi…”
Öncelikle şunu söyleyeyim; kimse benden Beşiktaş nasıl oynadı diye bir yazı beklemesin. Böyle bir tarihte, böyle bir havada hem de böyle zayıf bir ekiple oynanan maçın ne teknik analizi olur ne de bu maç ilerisi için bize fikir verebilir. Normalde bu tarihte takımlar Almanya bilmem kaçıncı amatör küme takımı ile her iki yarıda da farklı 11 oyuncuyu denediği maçlar yapar, yavaş yavaş form tutmaya çalışır. Geçen sene Rijkaard’lı Galatasaray’ın düştüğü hataya düşüp erken form tutarsanız işin sonunu getiremezsiniz. Beşiktaş belki de bir daha asla göremeyeceğimiz kadar hücum oyuncusu ile sahaya çıktı ve zayıf rakibi karşısında ona yetecek skoru aldı. Tribünde maçı seyrederken bile zorlandığımız böyle bir havada futbolcuların kendileri zorlamalarının hiçbir anlamı yoktu.
Takım sahaya çıktığında tüm gözler Quaresma’nın üzerindeydi, o da bunun bilincinde, müthiş yeteneğinden birkaç ufak gösteri sundu onu izleyenlere. İlk resmi golünü atmayı çok istedi ama bu gece şansı pek yanında değildi. Zaten onun özellikleri çok iyi biliyoruz ama bu gece rakipleri zayıf da olsa birebir pozisyonlardaki başarısı bana büyük keyif verdi. Q7’nin beni şaşırtan yönü ise bu müthiş yeteneğinin altında yatan amatör ruhu oldu. Bu amatör ruhu ona ve Beşiktaş’a çok şey kazandırabilir de, kaybettirebilir de. Bir pozisyon istediği gibi gelişmez ya da istediği pası alamaz ise ya kendine, ya arkadaşına ya da hakeme küsüveriyor. Bu küskünlüğü belki 3-5 saniye sürüyor ama sıcağı sıcağına kendi takım arkadaşlarından alabileceği ters bir reaksiyon bir anda büyük bir olayın patlak vermesine neden olabilir. Burada görev Beşiktaş’ın kaptanlarına düşüyor,Q7’yi böyle kabul etmek bunu tüm takıma böyle kabul ettirmek onların önceliklerinden biri olmalıdır diye düşünüyorum.
Beşiktaş’ın transfer bombaları bitmek bilmeyecek gibi duruyor. Q7’den sonra Guti ve belki arkasından devamı da gelebilir. Bu durumda takımdan bazı yabancı oyuncuları göndermek gerekiyor. Herkes kendine göre bir liste yapmış durumda ama benim listemde tek bir kişinin adı daha ilk günden beri yazıyor. Delgado. Sınırlı yeteneğine bir de saha içindeki ruhsuz oyunu eklenince tamamen çekilmez oluyor. Peki, mesela Tabata çok mu faydalı derseniz, evet diyemem tabi ama en azından çocuk sahaya çıkıp Beşiktaş için bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Her oyuncu için tek tek yorum yapmayacağım ama İbrahim Üzülmez’in ciddiyeti ve gayreti beni her maç hayrete düşürüyor, bu havada bile yaşına rağmen sahanın yine en çok koşanlarından biri idi. Ciğerine sağlık kaptan. Bir cümle de Nihat’a. Aslında Nihat hemen hemen geçen sene ile aynı Nihat’tı ama geçen seneden farkı Nihat’ı Nihat yapan toplarının kaleyi bulması idi. Biraz şansı yaver gider biraz da kendisi isterse bu senenin flaş transferlerinden biri de kendisi olabilir.
Daha yolun başında bile değiliz. Ne gelecek oyuncular belli ne de gidecekler. Hepsi zamanla yerine oturduktan sonra Beşiktaş kaderi daha net belli olacaktır ama alışılanın tersine Beşiktaş gerçekten dünya yıldızlarını kadrosuna kattı ve buna devam edecek gibi gözüküyor. Her şey Beşiktaş adına çok kötü bile gitse, çok değişik ve keyif veren bir Beşiktaş izleyeceğiz gibime geliyor. Umarım şansın hep uzaktan baktığı Beşiktaş için bu sene çok iyi geçer.
Siyah Beyaz Aydınlık Günlerde Görüşmek Üzere